Öyle günlere geldik ki yatıyoruz zam kalkıyoruz zam biz artık yetişemez olduk. Elektrikten doğalgazına, suyundan yiyeceğine zamlar aldı başını gidiyor. Şimdi gelin engelli bir çocuğu olan ailenin küçük bir hesabını yapalım; siz bile yorulacaksınız sayarken göreceksiniz. Bir engelli çocuk ebeveyni 2020 TL maaş alıyor evde bakım maaşı 1400 civarı olduğuna göre toplam gelir 3.420 TL. Evde 5 nüfus oluğunu farz
Öncelikle güzel ülkemizin güzel insanlarına geçmiş olsun diyerek sözlerime başlayayım. Hepimizin asla unutamayacağı günler varsa eğer bi tanesi de 17 Ağustos depremi diyebiliriz. Binlerce kardeşimizi kara toprağa verdik, binlercesi hayatını tek başına yürütemeyecek birilerine bağımlı olarak yaşamaya devam edecek duruma geldi 17 Ağustos’ta… Bir gece yarısı idi sanki gök gürlüyor yer iniliyordu binalar beşik gibi sallanıyordu, tabi sadece sallanan yıkılan
İlkokul dönemlerimde bile çok uçuk hayallerim vardı. Arkadaşlarıma bahsettiğimde benimle dalga geçip ciddiye almazlardı. Gençlik dönemimde de bu şekilde devam etti. 2000’li yıllarda tekstildeki çalışmalarımda sadece kendimle yarışırdım derken özel gereksinimli engelli olan kardeşimin olması vesilesiyle özel eğitimle tanışma fırsatım oldu. Böylece engelli çocuklara daha çok dokunma imkanım da oluştu. Önceleri biraz psikolojik olarak zorlansam da kısa sürede başarılı oldum.
Uzun zamandır beklenen yönetmelik yayımlandı. İşte yayınlanan Meb, Özel Özel Eğitim Kurumları ve rehabilitasyon merkezleri yönetmeliği. http://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2019/09/20190905-7.htm “2018 yılında yönetmeliği bile belli olmayan (KDS) Kimlik Doğrulama Sistemi rehabilitasyon merkezlerinde kamera ile denetimi uygulanmaya başlandı. Uygulanmaya başlayan kameralı denetim sistemi kanun hükmünde kararname ile başlatıldı. Başlatılan sistemin maalesef bürokrasinin karanlık dehlizlerin de ve masa başında hazırlandığı için özel çocuklarımızın faydasına olacak
Bugün ki köşe yazımı yazarken utanç tablosu bu durumu köşeme taşıyıp taşımamakta kararsız kalsam da belki birkaç vatandaşımızı bilgilendirme imkânı bulurum diye yazmaya karar verdim. Umarım bazı kör noktalara ışık tutup aydınlatabilirim. Değerli okurlarım, bilinmelidir ki ebeveynler olarak her daim çocuklarımızın dinini tanımasını ve en güzel şekilde yaşamasını isteriz. Çünkü çocuklarımızın ülkesine ve milletine faydalı bireyler olmasını isteriz. Evlatlarımızın ahlaklı
Türkiye gündemi iftira atanlarla doldu. Biriyle aran bozulmaya görsün hemen hain damgası yiyebilirsin. Kocasına sadece kızdığı için onu Fetöcü olarak ihbar edenler bile var. Çok trajikomik şeyler yaşanıyor ülkemizde… Adam işi bırakıyor hain oluyor, dernekten istifa ediyor hainlikle suçlanıyor, Seçmen parti değiştiriyor, hain oldu diyorlar. Siyasetçi yıllarca hizmet ettiği partiyi bırakıyor veya istifa ediyor, buda hain oldu diyorlar. Sanırsınız ki
Sözlerime nasıl başlayayım, nerden başlayacağımı bilemiyorum kelimeler kaldı dilimin ucunda bu satırları yazarken bile ürperdim. O vahşet geçti gözlerimin önünden kanlar içinde saatler sonra öleceğini bilmeyen bir anne evladına bakıyor. Diliyle gözleriyle evladım, evladım diye haykırıyor hemde hepimize haykırıyordu, hepimizden utanıyordu. Belki bizleri de suçluyordu, Bizleri suçlamakla haklı değil mi sizce de hangimiz suçlu değiliz? Hangi vatandaş, hangi devlet, hangi
Son dönemlerde medyaya yansıyan çocuk istismarı haberleri, artık sadece beni üzmüyor; yüreğime çöken kara bulutlar gibi, insanlığımdan, varlığımdan utanç duymama vesile oluyor. Bir insan nasıl olurda böyle vahşileşebiliyor? Bir çocuğa dokunmak ya da onu öldürmek nedir? Ne çocuklar var bu ülkede geceler boyu ağlayan ama derdini kimseye haykıramayan. Ne anneler var bu bayramda çocuklarını öpüp koklayamayan. Bir mezar taşının başında
Tohum Otizm Vakfı deyince; aklınıza kurumsal, kar amacı gütmeyen bir kurum gibi görünmeye bilir. Biraz irdeleyince nedeni konusunda yüzlerce insanın benzeri fikirlerde olduğu da aşikardır. Tohum Otizm Vakfı amacı dışına çıkmış, kar amacı güden bir kuruluş haline mi geldi? nitekim eğitim almak üzere başvuruda bulunan birçok veli doğrudan doğruya kar amacının ön planda olduğunun kendilerine hissettirildiğini beyan etmişlerdir. Fakat ne
21 Haziran’daki köşe yazımda şeytan taşlamaktan işimizi yapamıyoruz demiştim, bazı bürokratlar bu ifadelerime alınmış, çeşitli toplantılarda dile getirdiklerini duydum. Elbette bürokratlarla şahsi veya kişisel münasebetimiz söz konusu olamaz. Bürokratik işleyiş görev ve sorumluluklarla yasa ve yönetmeliklerle sınırları belirlenmiş bir alandır. Gönül ister ki kimse kimseye sorumluluk ve görev alanlarını hatırlatma gereği duymasın maalesef özel eğitime giden bütün yollar; masa başında